|
ÜLKÜCÜ HAREKETİN İLK ŞEHİDİ RUHİ
KILIÇKIRAN ( 4 Ocak 1968)
İlk Fakat Son Değil
Bir olmak veya olmamak mücadelesinin arifesindedir Türkiye... Çok olaylara
gebedir. Neden mi olacak bütün bunlar? Cevap gayet basittir. Artık Türkiye'nin
Müslüman-Türklere ait olduğunun ispatlanması lâzım. Hem de bu ispatlama fikir
yönünde olduğu kadar gerekirse acı kuvvetle de olacaktır... Biz fikir yoluyla
olmasını isterdik, haklı davamızın fikren ispatı çok kolaydı. Ne yazık ki
olaylar hiç de düşündüğümüz gibi tezahür etmedi. Şimdi karşımızda taş gibi acı
vakıalar var, gerçekler var. Fikren mücadelemizin semere vermeyeceğini en güzel
şekilde ispatladılar. Mana yönünden fethi henüz tamamlanmamış olan Anadolu'nun
elli yıldan bu yana ilk şehidi. Belki de ruh âleminin çöküntüsü tamamlanmak
üzere olan Müslümanlara bir işaret, bir haberci, belki de bir ikaz durumundadır.
Ama ne dereceye kadar kıssalardan hisse alacak ve ne dereceye kadar olmak
yolunda ölen şehidimizin ruhunu şad edeceğiz... Bu şad ediş ne şekilde olur?
Ruhlardaki infial nasıl hareket hâlini alır? Bütün bunların cevabını daha sonra
vereceğiz. Şimdi olayın sadece görünüşünü inceleyecek, görünmeyen yönlerine
sonra tekrar döneceğiz.
Hadise bütün Müslümanların üzerine rahmet yağan bir ramazan gecesi olmuştur.
Herkes insan olmak yönünden kendi nefis muhasebesini bizzat yapar o günlerde.
İman cephesi; bir zincirin halkaları misali ayrılmaz olur, birlik ve beraberlik
son haddini bulur. Tekleşen gönüller, ifadelerini, bükülen boyunlar ve açılan
ellerde bulur. Gözler pınarlar misalidir.
Yağmurlar yağar bu pınarlardan... O yağmurlar ki; inananların gözyaşları ve
Hakk'ın rahmetidir, daima... İşte böyle bir gün. Vakit akşamdır. Yani iftar
vakti. Akşama kadar İslâm'ın her emrinde bulunan hikmetin yüzlere verdiği İlâhî
bir nurla nurlanmış yüzlerin gönül gönüle, kalp kalbe vererek iftar yapışları...
Sonra tanıştıklarıyla Lisanı gali ile, tanışmadıkları ile lisanı hâl ile
sohbet... Yemeği müteakip namaz ve çay içmek için kantine geliş...
Olay bu anda içeri giren bir şair bozuntusu ile başlar. Hani malûmunuzdur, şu
son devirlerde çıkan ve dine, imana söverek meşhur olanlardan. Girer girmez
sövgüsüne başlar. Tabiîdir ki Allah'a inananlar böyle aziz bir günde buna
tahammül edemezler. Sanatını başka yerde icra etmesini söylerler. Hatta
mükerreren rica ederler. Adam gitmek isterse de malûm zihniyetin uşağı olan bay
Zülküf, mani olur. Münakaşa uzamış, olay artık bir çatışma hâlini almıştır.
Hadisenin yatışması için Yurt Talebe Başkanı, Yalçın Serinsöz araya girer. Bu da
sonuç vermez. Ruhi'nin olaya karışması bundan sonra başlar. O, halk şairi(!) ile
konuşurken Zülküf, Ruhi'ye saldırır. Artık tren raydan çıkmıştır. Ruhi mukabele
eder. Birkaç kişi saldırdığı halde hepsini savmıştır başından. Bu sırada yere
düşmüş olan Zülküf, tabancasını iki defa ateşler. Bunu kardeşinin namluyu
Ruhi'nin sırtına dayayarak sıktığı kurşun takip eder. Artık yere yuvarlanmış ve
öldürücü yara açılmıştır. Hemen hastaneye kaldırılmasına ve her türIü ihtimama
rağmen kaderin tecellisine uyarak, 4 Ocak 1968 akşamı saat 20.00 sularında
Hakk'ın rahmetine kavuşur.
Görünüş itibariyle cinayetle sonuçlanan bir olay ve her gün rastlanan zabıta
vak'alarından biri olmaktan öteye gitmeyen bu hadise acaba bu kadar basit bir
düşünce ve yorumla bizi gerçeğe götürür ve hakikati buldurabilir mi?... İşte bu
suale her aklı selim sahibinin vereceği cevap: Hayırdır. Bu hayır ifadesinin
manasına nüfuz edebilmek için olayların öncesine bir göz atmak gerekir. Şöyle ki
geçen sene Site Yurdu Başkanlığını Zülküf Şahin yapmıştır. Bu seneki seçimlerde
yurt idareciliğini ve başkanlığını imanlı gençler ele geçirmişlerdir. Seçimler
arifesinde en geniş faaliyette bulunanlardan biri de Ruhi'dir. Zülküf,
başkanlığı sırasında yurdun lokantasına ve kantine akrabalarını ve üvey
kardeşini yerleştirmiştir. Ruhi'yi vuran Zülküf'ün üvey kardeşidir. Kavgayı
başlayan ise Zülküf. Gelen şair bozuntusu. Allah'a ve dine küfrettiğine,
Zülküf'le özel olarak tanıştığına göre bu bir tertiptir. Tertiptir ve bu tertibi
malûm zihniyetler yapmıştır. Malûm zihniyetler diyorum çünkü Zülküf, T.İ.P.
(Türkiye İşçi Partisi) Gençlik Kolları başkanlığını uzun zamandan beri
yapmaktadır. Aynı zamanda yurtta bu fikirlerinden dolayı tanınan ve nefret
edilen bir kişidir. Bundan önce de fikirlerinden dolayı kavgaya girişmiş ve linç
edilmekten kurtulmuştur.
Tertiptir çünkü; sekiz seneden beri Hukuk Fakültesi'nde talebe olan Zülküf,
tabanca taşımanın suçunu çok iyi bilmektedir. Silah taşımak ve bile bile suç
işlemekse bir kastı icap ettirir. O hâlde bu yine bir tertiptir. Neyse... Bu
babda söylenecek söz çok ama biz bu kadarla iktifa ediyoruz. Olayın bir diğer
yönü daha vardır.
O da Komünistlerin artık Müslümanlara karşı fiili harekâta başlamalarıdır.
Aslında yapmak istedikleri şeyi şimdilik kaydı ile bir kişi üzerinde tatbik
etmektedirler.
Oysa bu bir kişi; sen, ben veya bir başkası olabilirdi. Herhangi bir Müslüman...
O takdirde onlar yine yapmak istediklerini yapmış olacaklardı. Zira
öldürecekleri herhangi bir Müslüman-Türk'ün şahsında bütün Müslümanlara
yönelttikleri silâhı ve gıcırdattıkları sırtlan dişlerini görmemek mümkün
değildir. Bu cennet yurdu kızıl bir peyk ve bu peykin yarınki köpekleri olmak
sevdasından gözü dönen bu köpeklerin artık son bir derse ihtiyaçları vardır.
Zira bunlar zemzem kuyusuna siğerek meşhur olmak isteyen kuduz köpeklerdir.
Artık zaman gelmiştir. Hukuk devleti içinde aleni cinayet işleyenlerin cezasını
elbette sadece mahkemeler değil; Müslüman-Türklerin vicdanları ve aksiyonları da
verecektir. Zira bu mecburiyettir. Böyle yapılmazsa: ilk kurşunu takip edecek
birçok kurşunlar ve ilk şehidi takip edecek bir çok şehitler olacaktır. Bu
kurşun ilktir fakat son değil. Şehidimize Allah'tan rahmet, bütün gönüldaşlarına
ve ailesine baş sağlığı dileriz.
Sıtkı Keskin
(Üniversite ve Köy Dergisi Ocak - 1968)
|